Hidrojen Enerjisi
Son tüketiciye enerji "yakıt"
ve/veya "elektrik" biçiminde sunulmaktadır. İkincil enerji olan
elektriğin çeşitli kullanım avantajlarının bulunmasına karşın, teknoloji
yalnızca elektriğe bağlı olarak değil, yakıtı da gerektiren biçimde
gelişmiştir. Bunun nedeni, genel enerji tüketiminin % 60'ının ısı biçiminde
gerçekleşmesidir. Birincil enerji kaynaklarının, fiziksel durum değişimi içeren
biçimde dönüştürülmesi ile elde olunan ikincil enerjilere, "enerji
taşıyıcısı" denir. Elektrik 20. yüzyıla damgasını vuran bir enerji
taşıyıcısıdır. Hidrojen ise 21. yüzyıla damgasını vuracak bir diğer enerji
taşıyıcısıdır.
Endüstri devrimi ile 1750 yılından bu
yana, teknik yeniliklere dayalı olarak dünya genelinde ekonominin gelişmesi, peşpeşe beş ayrı dalgalanma biçiminde sürmüştür. 1750-1825
yılları arasındaki birinci dalgalanmanın başat enerji kaynağı kömürdür.
1825-1860 arasındaki ikinci dalgalanmada, ekonomiye ivme kazandıran elektrik
olmuştur. 1860-1910 yılları arasındaki üçüncü dalgalanmada elektrik etkisini
sürdürmüş, ama yeni kaynak olarak petrol ortaya çıkmıştır. 1910-1970 arasındaki
dördüncü dalgalanmada ekonomiyi büyüten yeni enerji kaynağı nükleer enerjidir.
Şimdi 1970'lerde başlayan 21. yüzyılın
neresinde biteceği henüz bilinmeyen yeni bir dalgalanma içindeyiz. Bu yeni
dalgalanmayı etkileyen enerji türü hidrojendir. Hidrojen kullanım verimi yüksek
bir yakıttır. Çevre dostudur. Teknolojik gelişim, çevre etkisini de içeren effektif maliyetinin diğer yakıtlardan düşük olmasını
sağlar duruma gelmiştir.
Hidrojenin kullanılmasını gerektiren
başlıca iki neden olup, biri fosil yakıtların yanma emisyonu karbon dioksitin
artmasından kaynaklanan, global ısınmaya neden olan çevre sorunu, diğeri petrol
ve doğal gaz gibi akışkan hidrokarbonların bilinen üretilebilir rezerv
ömürlerinin insan ömrü ile kıyaslanabilecek boyuta düşmüş olmasıdır. Bu
bölümde, hidrojen enerjisinin gelişimi, hidrojenin yakıt olarak özellikleri,
hidrojenin üretim, depolanma ve kullanım teknolojileri üzerinde durulmakta,
Türkiye açısından hidrojen teknolojisi kazanımı ve hidrojen üretim kaynakları
irdelenmektedir.
12.1. Hidrojen Enerjisinin Gelişimi
Hidrojenin yakıt olarak kullanılmasına
ilişkin düşünceler 1820'lere kadar inmekte ise de, bu düşüncenin
gerçekleşmesine yönelik çalışmaların başlaması 150 yıl sonra olabilmiştir.
1970'li yıllarda hidrojene enerji taşıyıcısı olarak az bir dikkatle bakıldığı
söylenebilir. O yıllarda "hidrojen enerjisi", "hidrojen
ekonomisi" ve "hidrojen enerji sistemi" gibi kavramlar enerji
literatürlerinde yer almıyordu. Ancak, roket yakıtı olarak hidrojen
kullanılıyor, süper devletler hidrojen çalışmalarını gizlilik içinde
yürütüyordu.
1974 yılında ABD Florida'da, Miami Üniversitesi Temiz Enerji Enstitüsü tarafından
düzenlenen "Hidrojen Ekonomisi Miami Enerji
Konferansı" (THEME), bu konuların yayılması ve hidrojen enerjisi
kullanımına başlangıç oluşturması açısından önemlidir. Bu toplantı ile
Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği (IHEA) kurulmuştur. Bugün söz konusu
örgütün dışında, çeşitli ülkelerde ona yakın hidrojen enerjisi örgütü
bulunmaktadır. Ayrıca, onbir kez Dünya Hidrojen
Enerjisi Konferansı (WHEC) toplanmıştır.
Yakıt olarak hidrojen kullanan ilk uçak
ABD'de 1956 yılında denenmiştir. Eski Sovyetler Birliği'nin hidrojenle uçan ilk
uçağı ise 1988 yılında yapılmıştır. ABD Lockheed
firması hidrojenle çalışan kargo uçağı geliştirmiştir. Bu konuda Alman-Rus
işbirliği ile air-bus tip
uçak geliştirme projesi olup, Japonya'da hidrojenli hipersonik
uçaklar geliştirilmesi üzerinde durulmaktadır. Halen uzay mekiğinde ve uzay
araştırma roketlerinde yakıt olarak hidrojen kullanılmaktadır.
Son onbeş yıl
içerisinde hidrojenle çalışan değişik motorlar üretilmiş, otolara, otobüslere
uygulanarak demonstrasyonlar yapılmıştır. İçten
yanmalı motorlarda yakıt olarak hidrojen kullanılabilmekte olup, bunlar
çoğunlukla enjeksiyonlu motorlardır. Diesel kafalı
motorlarda hidrojen enjeksiyonu ön yanma odasına yapılırken, Otto kafalı
motorlarda doğruca yanma odasına yapılmakta ve uzun tırnaklı özel bujiler
kullanılmaktadır. Bu motorların hem iki ve hem de dört zamanlı olanları vardır.
Son yıllarda hidrojen/benzin ve hidrojen/doğal gaz sistemli Otto motoru gibi
düzenlemeler ortaya çıkarılmıştır. Hidrojen yakıtı araçlara sıvılaştırılmış biçimde
veya metalik hidrid biçiminde uygulanmaktadır.
Ballard, BMW, Buick, Daimler Benz, Ford, G.M., Honda, Mazda, Suzuki, Toyota gibi otomobil firmalarının 1990 öncesi deneme ve demonstrasyon amacıyla ürettikleri hidrojenli araçlar
vardır. % 15-20 hidrojen ve % 80-85 doğal gaz karışımı hythane
olarak adlandırılmakta olup, bu yakıtla çalışan otobüs, 1993 yılında Kanada Montreal'da denenmiştir. MAN firması içten yanmalı doğal
gaz motorundan geliştirdiği tek sıra üzerinde altı silindirli hidrojen motorunu
MAN SL 202 otobüsüne uygulamıştır. MAN D 2566 Diesel
motoru da hidrojene uyarlanmış olarak bir diğer test otobüsünde kullanılmıştır.
Almanya'da bu tür test ve gösterim otobüsleri 1994 yılından bu yana piyasaya
sürülmüş bulunmaktadır.
Hidrojen yüksek verimle kullanılan bir
yakıttır. Sudan olduğu gibi fosil yakıtlardan da üretilebilir. Hidrojen
kullanım veriminin yüksekliği, en bol fosil yakıt olan kömürün diğer yakıt ve
enerjilere dönüştürülerek ulaştırmada kullanılmasına ilişkin verilerle
gösterilebilir. Örneğin:
1 ton kömür- benzine dönüştürme-otobüs
çalıştırma-708 km yol
1 ton kömür-elektriğe dönüştürme-otobüs
çalıştırma-772 km yol
1 ton kömür-hidrojene dönüştürme-otobüs
çalıştırma- 1 030 km yol
Hidrojenin eşsiz bir özelliği, ekzotermik kimyasal reaksiyon altında, bazı metal ve
alaşımlarla kolayca büyük miktarlarda hidrid biçimine
dönüşebilmesidir. Değişik tip hidridler geliştirilmiş
olmakla birlikte, metal hidridler hidrojen
depolanması ve taşınması için kullanıldığından, kütlesi hafif olanlar tercih
edilmektedir. Hidridlere ısı verildiğinde hidrojen
serbest kalmaktadır. İlk kez Mercedes firması
tarafından metal hidridli bir deneme aracı
yapılmıştır.
1994 sonrası bir uygulama da Macchi-Ansoldo'nun demonstrasyon amaçlı şehir otobüsü olup, Diesel-elektrik karma sistemli yapıda ve yakıt pilli
hidrojen otobüsü biçiminde geliştirilmiştir. Elektrik yakıt pilinden elde
olunmaktadır. Hidrojen yakıt pilli denizaltılar Almanya, Avustralya ve Kanada
donanmasında kullanılmaktadır. Kanada demiryolu elektrifikasyonunu 15-30 yıl
içinde tümü ile hidrojen yakıt pillerine bağlamayı planlamıştır. Japonya'da
4.5-11 MW'lık hidrojen yakıt pilli elektrik santralları kurulmuştur.
Yakıt pilli elektrik santralları
yüksek enerji verimlerinin yanısıra, çok az yer kaplamaktadırlar.
Örneğin 2 MW'lık yakıt pilli santralın kapsadığı alan
20 m2 den az olmaktadır. Büyük yer kapsayan konvansiyonel
santralların yerleşim birimlerinden belli uzaklıkta
kurulması ve elektrik iletimi sorunu, geleceğin yakıt pilli elektrik santralları ile çözüme kavuşacak görünmektedir. Gelecekte
tüketicilerin bulundukları yerin yakınına kurulacak yakıt pilli santrallarla iletim ve dağıtım kayıpları olmaksızın
gereksinimler karşılanabilecektir.
Hidrojenin alevsiz yanması için katalitik
yakma düzenleri geliştirilmiştir. Hidrojenin katalitik yanması mutfak
ocaklarına, fırınlara, su ısıtıcılara ve özel sobalara uygulanmıştır. Yine
gösterim amacıyla bu tür beyaz eşya üreten firmalar vardır. Böylece, konutlarda
yakıt olarak hidrojen kullanımının önü açılmış bulunmaktadır. Hidrojenin boru
hatları ile evlere kadar ulaştırılması olanaklı olup, bu konuda projeler
geliştirilmekte ve doğal gaz hatlarından yararlanılması tasarlanmaktadır.
Hidrojen enerjisi alanında çeşitli
ülkelerin işbirliği sonucu uluslararası programlar başlatılmıştır. Avrupa
Topluluğu ile Kanada'nın EURO-QUEBEC (hidro-hidrojen)
projesi, Norveç ve Almanya'nın NHEG projesi, Almanya ve Suudi Arabistan'ın
HY-SOLAR (güneş-hidrojen) Projesi, İskandinav ülkeleri ile Yunanistan'ın
işbirliği, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) hidrojen enerjisi projeleri,
Birleşmiş Milletler UNIDO-ICHET hidrojen çalışmaları bunlara örnek
gösterilebilir. Henüz uygulanmasına girişilememiş olan UNIDO-ICHET projesi
kapsamında, İstanbul'da Hidrojen Enstitüsü kurulması gündemdedir.
Bu çalışmalardan Euro-Québec
Hidro-Hidrojen Pilot Projesi (EQHHPP) 100 MW'lık bir kapasitededir. Bu proje ile Kanada'da hidrolik
kaynaktan elde olunacak elektrik enerjisi suyun elektrolizinde kullanılacak,
üretilecek gaz hidrojen, yine Kanada'da sıvı hidrojen (LH2), amonyak (NH3) ve metilsiklohekzan (MCH) biçiminde bağlanarak, Atlantikten gemilerle Avrupa'ya taşınacaktır. Avrupa'da
enerji uygulaması ile gaz ve/veya sıvı hidrojene dönüştürülerek konutlarda,
termik santrallarda, kent otobüslerinde ve araçlarda,
uçaklarda yakıt olarak kullanılacak, ayrıca kimya endüstrisi için toluen üretilecektir.
Enerji ekonomisi analizlerine göre
Kanada'daki 100 MW'lık hidrolik güç, Almanya
Hamburg'da 74 MW'lık hidrojen gücüne dönüşmüş
olacaktır. Bu güçle yılda 614 GWh enerji
sağlanacaktır. Proje tesis maliyeti 415 milyon ECU (~514.4 milyon ABD $'ı) dır.
Bir teknoloji standartsız kökleşemeyeceği
ve tanımlanamayacağı için, hidrojen enerjisi konusunda uluslararası standart
çalışmaları yapılmaktadır. Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO)
tarafından ISO/TC-197 Komitesi oluşturularak, hidrojen enerjisi için
uluslararası standartlar çalışmalarına girişilmiştir. Standart çalışmaları
tanımlar, ölçümler, taşıma, emniyet, araçlar, uçaklar, elektro-kimyasal
donanımlar, hidridler, çevre ve uygulama alanlarını
kapsamaktadır.
Değişik senaryolara göre 2025 yılında
dünya genel enerji tüketiminin ulaşacağı düzey 12 000-16 000 Mtep olarak kestirilmektedir. Aynı yılda dünyada 1 500-2
600 Mtep hidrojen enerjisinin kullanılması planlanmaktadır.
Böylece, bu raporda göz önüne alınan etüt periyodu (2000-2025 dönemi) sonunda,
dünya birincil enerjisinin % 9-21 açıklığı arasındaki bir bölümü hidrojene
dönüştürülerek kullanılabilecek demektir. Bu oran daha çok % 10 olarak
öngörülmektedir.
12.2. Hidrojen Yakıtının Özellikleri
Bugün yakıt seçimindeki kriterler olarak;
motor yakıtı olma özelliği, dönüşebilirlik ya da çok
yönlü kullanıma uygunluk, kullanım verimi, çevresel uygunluk, emniyet ve efektif
maliyet açısından yapılan değerlendirmeler, hidrojen lehine sonuç vermektedir.
Yakıtın dönüşebilirliği ya da çok yönlü kullanımı,
yanma işlemi dışında, diğer enerji dönüşümlerine uygunluğunu gösterir. Hidrojen
alevli yanmaya, katalitik yanmaya, direkt buhar üretimine, hidridleşme
ile kimyasal dönüşüme ve yakıt hücresi ile elektrik dönüşümüne uygun bir yakıt
iken, fosil yakıtlar yalnızca alevli yanmaya uygundur.
Hidrojen alevli yanma özelliği ile içten
yanmalı motorlarda, gaz türbinlerinde ve ocaklarda yakıt olarak
kullanılabilmektedir. Hidrojenin direkt buhara dönüşüm özelliği, buhar
türbinleri uygulamasında kolaylık sağlamaktadır. Bu özelliği ile endüstriyel
buhar üretimi de kolaylaşmaktadır. Hidrojenin katalitik yanma özelliğinden
mutfak ocakları, su ısıtıcılar ve sobalara uygulanmasında yararlanılmaktadır. Hidridleşme özelliği, emniyetli hidrojen depolaması
açısından önemlidir. Hidrojen Carnot çevriminin
sınırlayıcı etkisi altında kalmadan, yakıt pillerinde elektrokimyasal
çevrimle direkt elektrik üretiminde de kullanılabilmektedir.
Hidrojen, en hafif kimyasal elementtir.
Sıvı hidrojenin birim kütlesinin ısıl değeri 141.9 MJ/kg olup, petrolden 3.2
kat daha fazladır. Sıvı hidrojenin birim hacminin ısıl değeri ise 10.2 MJ/m3
tür ve petrolün % 28'i kadardır. Gaz hidrojenin birim kütlesinin ısıl değeri
sıvı hidrojenle aynı olup, doğal gazın 2.8 katı kadarken, birim hacminin ısıl
değeri 0.013 MJ/m3 ile doğal gazın % 32.5'i olmaktadır. Metal hidridlerin kütlesel enerji içeriği 2-10 MJ/kg ile sıvı
hidrojene göre çok küçükken, hidridlerin hacimsel
enerji içeriği 12.6-14.3 MJ/m3 ile gaz ve sıvı hidrojenden büyüktür.
Bir yakıtın motor yakıtı olma özelliği
yalnızca ısıl değerine bağlı değildir. Ayrıca devindirme-tahrik etme (motivity) faktörü önemli olup, bu faktör yakıtın kütlesi ve
buna karşılık olan hacmine bağlı biçimde, en yüksek ısıl değerli yakıtla
analitik karşılaştırması sonucu hesaplanır. Hidrojenle birlikte çeşitli motor
yakıtlarının özellikleri Tablo 12.1'de gösterilmiştir.
Hidrojen ve diğer motor yakıtlarının
karşılaştırmalı temel özellikleri.
Hidrojen diğer tüm otomotiv yakıtlarından
üstün özellikler taşımaktadır ve ideal bir yakıttır. Akaryakıt motorlarında
görülen buhar tıkacı, soğuk yüzeylerde yoğuşma,
yeterince buharlaşamama, zayıf karışım gibi sorunlar hidrojen motorlarında
yoktur. Hidrojen motorları 20.13 K (-253 oC) de ilk
harekete sokulurken bile sorun çıkarmaz. Hidrojen yüksek alev hızına, geniş
alev cephesine ve yüksek detanasyon sıcaklığına sahip
olup, kontrolsuz yanmaya (vuruntuya) karşı dayanıklıdır.
Hidrojenin geniş bir tutuşma açıklığı olduğundan, bu tür motorlar değişik hava
fazlalık katsayılarında çalıştırılabilmektedir.
Hidrojenle çalışan içten yanmalı motorun
yanma sırasında oluşan azot oksit (NOx) emisyonu,
mevcut bir motordan 200 kat daha azdır. Kaldı ki, benzin-hava karışımına % 5
hidrojen eklenince NOx emisyonu % 30-40 azalma
göstermektedir. Bu da çevre açısından önemli bir kazançtır. Nitekim, son
yıllarda çift yakıtlı motorlar denilen, hidrojen/benzin ve hidrojen/doğal gaz
karışımlı Otto çevrimli motorların ortaya çıkarılmasının nedeni, karışımın
fakirleştirilmesi ile özgül yakıt tüketiminin azaltılmasıdır. Fakir karışımlı
motorların COx ve HC emisyonları azalmaktadır. Çift
yakıtlı motorların, günümüz klasik motorları ile hidrojen motorları arasında
bir geçiş aşaması oluşturması beklenmektedir.
Yakıtlar için önemli olan bir özellik de
çevresel uygunluktur. Fosil yakıt kullanımının hava kalitesi, insanlar,
hayvanlar, plantasyonlar ve ormanlar, akuatik
ekosistemler, insan yapısı yapılar, açık madencilik, iklim değişikliği, deniz
seviyesi yükselmesi üzerindeki olumsuz etkilerinden kaynaklanan çevre zararları
dünya genelinde, 1990 verileriyle; kömür için 9.8 ABD $/GJ, petrol için 8.5 ABD
$/GJ ve doğal gaz için 5.6 ABD$/GJ olarak saptanmıştır.
Çevresel zarar ve çevresel uygunluk
faktörü için fosil yakıt sistemi, kömür/sentetik yakıt sistemi ve
güneş-hidrojen sistemi (güneş PV panellerinden sağlanacak enerji ie hidrojen üretim sistemi), bu verilerin ışığında
karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçları Tablo 12.2'de yer almaktadır.
Güneş-hidrojen üretim sisteminde çevresel zarar 0.46 ABD $/GJ gibi yok denecek
düzeye düşmekte ve çevresel uygunluk faktörü üst sınıra çıkarak 1 olmaktadır.
Çevresel zarar ve çevresel uygunluk
faktörleri.
Yakıtın zehirliliği, yanma ürünlerinin
zehirliliği, diffüzyon katsayısı, ateşleme enerjisi,
patlama enerjisi, alev emissivitesi gibi faktörlere
göre yapılan emniyet değerlendirmesi açısından, hidrojen en emniyetli yakıttır.
Hidrojenin emniyet faktörü 1 iken, benzinde 0.53 ve metanda 0.80 olmaktadır.
Kısacası benzin ve doğal gaz hidrojene göre tehlikeli yakıtlardır. Hidrojenin
benzin ve metana göre yanma tehlikesi daha azdır. Hidrojenin diğer yakıtlarla
emniyet faktörü açısından kıyaslanması Tablo 12.3'de yer almaktadır.
Çevresel zarar ve çevresel uygunluk
faktörleri.
Yakıtların ekonomik kıyaslaması efektif
maliyete göre yapılır. Efektif maliyet ise çıplak maliyet ve çevre zararlarını
içeren maliyet ile kullanım veriminin fonksiyonudur. İç maliyet de denilen çıplak
maliyet, alışılagelmiş görünür maliyettir. Çevre zararlarını içeren dış maliyet
ise yeni bir kavramdır. Burada yakıtın birim miktarının çevrede oluşturduğu
maddi zarar anlaşılmaktadır. 1990 ABD verileri ile fosil yakıt, kömür-sentetik
ve güneş hidrojen sistemlerinin efektif maliyetleri Tablo 12.4'de
gösterilmiştir. Efektif maliyete göre hesaplanan ekonomiklik faktörü hidrojende
1 iken doğal gaz dışındaki fosil yakıtlarda 0.37-0.61 arasında değişmekte olup,
hidrojenden daha az ekonomiktirler. Ancak, doğal gazın ekonomiklik faktörü
bugün için hidrojenden yüksektir.
Enerji sistemleri için efektif maliyetler
ve ekonomiklik faktörleri.
Yukarıda açıklandığı gibi, temelde
efektif maliyet önemli olmakla birlikte, günümüzde maliyet karşılaştırmaları,
daha çok iç ya da çıplak maliyetle yapılmaktadır. Bu
nedenle, yalnız iç maliyet açısından bakıldığında, en ucuz hidrojen üretimi
kömürden sağlanmakta, onu hidro-hidrojen
izlemektedir. En düşük hidrojen maliyeti, ulaştırma sektörü için benzinden ucuz
olabilmektedir.![]()
Dış maliyet, yani çevre maliyeti gözönüne alınmaksızın hidrojen endüstri, konut ve elektrik
sektörlerinde doğal gazdan 1.5-3.7, petrol ürünlerinden 1.3-3.5 ve kömürden
4.7-5.8 kat daha pahalı görünmektedir. Ancak, yakıt hidrojenin kütlesel üretimi
yapılmadığından bu karşılaştırmalar göreceli kalmaktadır. Otomotiv motor yakıtı
olarak hidrojenin benzinle maliyet karşılaştırması Tablo 12.5'de, motorlu
taşıtların yakıt sistemlerinin maliyet karşılaştırması da Tablo 12.6'da
verilmiştir.
Otomotiv yakıtı maliyeti (ABD-1995).
Motorlu taşıtların ve yakıt sistemlerinin
maliyeti (ABD-1995).
12.3. Hidrojen
Üretimi, Depolanması ve Taşınması
Hidrojen bir doğal yakıt olmayıp,
birincil enerji kaynaklarından yararlanılarak değişik hammaddelerden
üretilebilen bir sentetik yakıttır. Hidrojen üretiminde tüm enerji kaynakları
kullanılabilmektedir. Kullanılan hammaddeler ise su, fosil yakıtlar ve biomas materyaldir. Bugün dünyada teknolojik
gereksinimlerle yılda 500-600x109 m3 hidrojen fosil yakıtlardan üretilerek
kullanılmaktadır.
Yakıt hidrojenin temelde, sudan
yenilenebilir enerjilerle üretilmesi ana ilkedir. Hidrojen üretim yöntemlerinin
başında suyun direkt elektrolizi gelir. Elektroliz için elektrik gereksinimi
fosil yakıtlardan, hidroelektrik kaynaktan, nükleer güçten, jeotermal
enerjiden, güneş, rüzgar ve deniz dalga enerjilerinden elde olunabilir. Gelecek
için üzerinde ençok durulan yöntem fotovoltaik güneş üreteçlerinin kullanılmasıdır. Hidrojen
suyun ısıl parçalanması (termal krakingi) ile de
üretilebilmektedir. Bir diğer hidrojen üretim yöntemi doğal gazın ve gaz
hidrokarbonların buhar reformasyonudur.
Hidrojen üretimi için ayrıca kömür gazifikasyon yöntemi vardır. Gazifikasyon
işlemi kolaylıkla kükürtün elimine edilmesine olanak
tanıdığından çekici bulunmaktadır. Ortalama olarak 6 kg kömürden 3.785 lt benzine eşdeğer 1 kg hidrojen elde olunur. Kömür
dünyanın en zengin fosil yakıtıdır. Bilinen kömür yataklarına biçilen güvenilir
ömür 200 yıl kadarsa da, bunun 400 yıla uzanabileceği söylenmektedir. Katı
atıklar ve kanalizasyon materyalleri de hidrojen üretimi için hammadde olup, gazifikasyon işlemine bağlı olarak, sentez gazının hava
veya oksijenle reformasyonu hidrojen vermektedir.
Termokimyasal çevrimlerle sudan, fotokimyasal işlemle organometalik
bileşikler veya enzim su karışımından hidrojen üretilebilir.
Hidrojen üretimi için sıralanan teknikler
dışında; fotoelektrokimyasal, biyolojik ve
biyokimyasal gibi başka teknikler vardır. Biyolojik üretimde, mikroalgaeler ve cyanobacterialar
ile biofotoreaktörlerden fotobiyolojik
yöntemlerle hidrojen elde olunmaktadır. Ayrıca, denizlerde direkt güneş
enerjisi çevrimi ile hidrojen üretimi, uzay güneş güç istasyonlarının
enerjisiyle hidrojen üretimi gibi yöntemler üzerinde çalışılmaktadır.
Açıklanan hidrojen üretim tekniklerinin yanısıra, sanayi uygulamaları için kullanılabilen hidrojen
üretim teknolojileri, alışılmış ve yeni geliştirilmiş diye iki grupta
toplanmaktadır. Alışılmış teknolojiler de, ana amacı hidrojen üretimi olan ve
yan ürün olarak hidrojen veren teknolojiler diye ikiye ayrılır.
Hidrojen üretimi için kullanılan
alışılmış teknolojiler; doğal gazın katalitik buhar reformasyonu,
ağır petrolün kısmi oksidasyonu (pox), kömürün gazifikasyonu (Koppers-Totzek ve Texaco gazifikasyon işlemleri), buhar-demir işlemi ve suyun elektrolizi
biçiminde sıralanabilir. Yan ürün olarak hidrojenin elde olunduğu alışılmış
teknolojiler ise, klor-alkaliden karşıt klor üretimi, ham petrolün rafineri
işleminde hafif gazların üretimi, kok fırınlarında kömürden kok üretimi ve
kimyasal dehidrojenasyon işlemleridir. Bunların yanısıra, amonyağın ve methanolün
parçalanması ile hidrojen elde olunabilirse de, bu iki işlem hidrojen üretimi
için temel değildir.
Hidrojen üretimi için geliştirilmiş
teknolojiler; buharın yüksek sıcaklıkta elektrolizi, gazlaştırılmış kömürün elektrokondüktif membran işlemi,
kömür gazifikasyonu ile bütünleştirilmiş yüksek
sıcaklık elektrolizi (CG-HTE), doğal gazın ısıl krakingi,
kömürün HYDROCARB ısıl dönüşümü olarak tanıtılabilir. Ayrıca suyun
termokimyasal parçalanması, plazma-güneş ve radyasyon işlemleri (plazma-ark
işlemi, fotolitik lazer işlemi, yüksek enerjili
radyasyon işlemi), güneş fotovoltaik su elektrolizi
diğer ileri yöntemlerdir.
Yakıt olarak kullanılacak hidrojenin
kütlesel üretim için suyun direkt elektrolizi, fotoelektrokimyasal
üretim, termokimyasal üretim, fotobiyolojik üretim
yöntemleri ağırlık kazanmıştır. Amorf nikel-kobalt alaşımı anod
ve katod materyallerle, alkali suyun elektrolizi için
geliştirilmiş çeşitli işlemler bulunmaktadır. Hidrojen üretiminde güneş
enerjisinden yararlanma istemiyle, elektrolizde kullanılacak elektrik
enerjisinin fotovoltaik panellerden üretilmesine
yönelik olarak, güneş fotovoltaik-hidrojen enerji
sistemleri üzerinde önemle durulmaktadır.
Üretilen hidrojen depolanabilmekte, boru
hatları ve/veya tankerlerle taşınabilmektedir. Doğal gaz boru hatlarının
gelecekte hidrojen taşınması için kullanılabileceği belirtilmektedir.
Hidrojenin depolama yöntemleri; tüplenmiş alçak
basınçlı gaz (12 bar) ve yüksek basınçlı gaz (150 bar) dışında sıvılaştırılmış
biçimde, kriyojenik (dondurulmuş) tanklarda (220 kPa) ve metalik hidrid biçiminde
olabilmektedir. Hidrojen gaz biçiminde boru hatlarıyla taşınabildiği gibi,
yüksek basınçlı gaz ve sıvılaştırılmış biçimde tankerlerle taşınabilmektedir.
Gaz hidrojenin zeolit ortamlarda depolanması
çalışmaları vardır. Ancak, enerji içeriğinin yüksekliği açısından gaz yerine
sıvı hidrojen depolama teknikleri üzerinde durulmaktadır.
Hidrojenin hidridlerle
depolanması ve taşınması da önemle ele alınmaktadır. Geliştirilen hidridler; titanyum alaşımları (özellikle demir-titanyum), palladyum alaşımları, zirkonyum alaşımları,
titanyum-zirkonyum-vanadyum-nikel alaşımları,
titanyum-zirkonyum-vanadyum-demir-krom-mangan alaşımları, mağnezyum-nikel
alaşımları vs. gibi materyallerle oluşturulmaktadır.
Düşük sıcaklık ve yüksek sıcaklık hidridleri vardır. Demir-titanyum alaşımı düşük sıcaklık hidridi iken, mağnezyum-nikel
alaşımı yüksek sıcaklık hidrididir. Düşük ve yüksek
sıcaklık hidridlerinin kombinasyonu da
kullanılmaktadır. Metal hidridler paket olarak
taşınmaya uygundur.
12.4. Hidrojen Enerjisi ve Türkiye
Türkiye'nin 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı
Genel Enerji Özel İhtisas Komisyonu Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları
Raporu'nda, hidrojen teknolojisine değinilmekle birlikte, resmileşen kalkınma
planında hidrojen enerjisinin adı geçmemektedir.
Hidrojen konusu üniversitelerimiz ve araştırma kuruluşlarımızda çok sınırlı
biçimde ele alınmaktadır. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nde hidrojen
alanında Uluslararası Enerji Ajansı programları kapsamında çalışma başlatılmak
istenmişse de, söz konusu işbirliği 1996 yılında kesilmiştir.![]()
Birleşmiş Milletler (UNIDO) desteği ile
ICHET projesi kapsamında, İstanbul'da Hidrojen Enstitüsü kurulması konusu
gündemdir. 20-22 Kasım 1996 tarihlerinde Viyana'da yapılan 16. UNIDO
Endüstriyel Kalkınma Kurulu Toplantısı'nda, UNIDO işbirliği ile ülkemizde
Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) kurulması kararı
alınmıştır. Buna göre, UNIDO hukuksal çerçevesinde özerk bir kurum olarak
çalışacak ICHET, İstanbul'da kurulacaktır. ICHET'in
tasarlanan amacı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında hidrojen
teknolojileri köprüsünü oluşturmak, hidrojen teknolojilerinin geliştirilmesini
sağlamak ve uygulamalı Ar-Ge çalışmalarını yürütmektir.
ICHET'in işlevi; kısa ve uzun dönemli eğitim vermek, bilimsel
toplantılar düzenlemek, danışmanlık hizmetleri sunmak ve benzeri kuruluşlarla
işbirliği oluşturmak biçiminde belirlenmiştir. Merkezin çalışma konuları;
hidrojen enerjisi politikaları, hidrojen ekonomisi, enerji ve çevre, hidrojen
üretim teknolojileri, hidrojen depolama teknikleri, hidrojen uygulamaları ve demonstrasyonlar olacaktır. Türkiye, ilk beş yıllık dönem
için arazi, tesis, ilk yatırım ekipmanı ve işletme faaliyetlerini finanse etmek
üzere, 40 milyon ABD $'ı verecektir. ICHET projesi Türkiye'nin hidrojen çağına
tutarlı biçimde adım atmasını sağlayacak, Türkiye'ye avantaj kazandıracak
önemli bir girişimdir.
TÜBİTAK-TTGV Bilim Teknoloji-Sanayi
Tartışmaları Platformu tarafından yapılan çalışma ile 1998 yılında tamamlanan,
Enerji Teknolojileri Politikası Çalışma Grubu Raporu'nda, hidrojen enerjisinin
önemi ve yapılması gerekenler sıralanmıştır. Hidrojen enerjisi ile ilgili
çalışmaların Ar-Ge alanları arasında yer alması
gerektiği belirtilmiştir. Hidrojen programlarının esas itibari ile uzun döneme
yönelik olduğu vurgulanmakla birlikte, mevcut enerji alt yapısıyla kısa dönemli
uygulamalar üzerinde durulması, ICHET'in kurulması
için başlatılmış olan çalışmaların hızla olumlu sonuca götürülmesi istenmiştir.
Rapor, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu tarafından uygun bulunarak, Başbakanlık
kanalıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na sunulmuştur.
Türkiye'de hidrojen yakıtı üretiminde kullanılabilecek
olası kaynaklar; hidrolik enerji, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, deniz-dalga
enerjisi, jeotermal enerji ve adım atılması gereken
nükleer enerjidir. Türkiye gibi gelişme sürecinde ve teknolojik geçiş aşamasındaki ülkeler açısından, uzun dönemde fotovoltaik güneş-hidrojen sistemi uygun görülmektedir. Fotovoltaik panellerden elde olunacak elektrik enerjisi ile
suyun elektrolizinden hidrojen üreten bu yöntemde, 1 m3 sudan 108.7 kg hidrojen
elde olunabilir ki, bu 422 litre benzine eşdeğerdir.
Türkiye'nin hidrojen üretimi açısından
bir şansı, uzun bir kıyı şeridi olan Karadeniz'in tabanında kimyasal biçimde
depolanmış hidrojen bulunmasıdır. Karadeniz'in suyunun % 90'ı anaerobiktir ve hidrojensülfid
(H2S) içermektedir. 1000 m derinlikte 8 ml.lt-1 olan
H2S konsantrasyonu, tabanda 13.5 ml.lt-1 düzeyine
ulaşmaktadır. Elektroliz reaktörü ve oksidasyon reaktörü gibi iki reaktör
kullanılarak, H2S den hidrojen üretimi konusunda yapılmış teknolojik çalışmalar
vardır. Bu konuda yapılmış bir diğer teknoloji geliştirme çalışması, semikondüktör partikülleri kullanarak fotokatalitik
yöntemle hidrojen üretimidir. Güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanarak,
Karadeniz'in H2S içeren suyundan hidrojen üretimi için literatüre geçmiş
bilimsel araştırma olup, Bulgaristan proje geliştirmeye çalışmaktadır.
Teknolojik verilere ve Türkiye'nin
enerji-ekonomi verilerine göre, 1995-2095 arasında güneş-hidrojen sistemi ile
yapılabilecek yakıt üretimi ve bunun fosil yakıtlarla rekabet olanağı, özel bir
simülasyon modeli kapsamında bilgisayar çözümleri ile araştırılmıştır. Bu
ulusal modelde, hidrojen üretiminin artışı için yavaş ve hızlı olmak üzere iki
ayrı seçenek alınmıştır. Her iki seçenekte de 2010-2015 döneminde hidrojen
enerjisi maliyetinin fosil enerji maliyetinin altına düşebileceği, ancak
yapılabilecek yerli hidrojen üretiminin 2.3 Mtep'in
altında kalacağı görülmüştür.
2020-2025 döneminde yerli hidrojen
üretiminin 10 Mtep'in üzerine çıkabileceği, 2015
yılından sonra fosil yakıt dışalımını azaltıcı etki yapacağı bulgulanmıştır.
Giderek sağlanacak hidrojen üretimi artışıyla, yerli petrol, doğal gaz ve kömür
üretiminin sıfırlanabileceği 2065 yılında, yaklaşık 290 Mtep
hidrojen üretilebileceği görülmüştür. Hidrojen üretimine bağlı biçimde ulusal
kazancın artacağı saptanmıştır. Model bulguları, diğer bazı ülkeler ve dünya
geneli için yapılmış benzer çalışmalara koşut durumdadır.
ABD'nin Enerji Departmanı tarafından,
2025 yılında Amerika'nın toplam enerji tüketiminin % 10'unun hidrojenle
karşılanması ve böylece petrol dışalımının yarı yarıya azaltılmasının
hedeflediği göz önüne alınırsa, Türkiye için yapılmış simülasyon modeli
çalışmasının bir abartma olmadığı anlaşılır. Kuşkusuz, bu bir bilimsel senaryo
olup, gerçekleşmesi koşullara ve alınacak önlemlere bağlıdır. Modelin verdiği en
önemli sonuç, hidrojenin ülkemiz için umut olabileceğidir.