HİDROJEN ENERJİSİNİN ARAÇLARDA YAKIT OLARAK
KULLANILMASI
1. GİRİŞ
Fosil kökenli yakıtların giderek tükenmesi, 21.
yüzyıl ortalarında biterek olması ve yaklaşık 100 yıldan beri kullanılan bu
yakıt türünün ekolojik dengeye oldukça zarar vermesi araştırmacıların dikkatini
yeni, yenilenebilir ve çevreyle uyumlu alternatif yakıtlar keşfedilmesine
çekmiştir. Özellikle motor ve araç teknolojisi açısından alternatif olarak
seçilen yakıtın İ.Y.M.'da (içten yanmalı motor)
kullanımı, depolanması, doğal dengenin korunması ve fosil yakıt türleri ile
yarışabilir karakteristiğe sahip olması gerekir. Bu konuda son yıllarda
elektrikli araçların geliştirilmesine yönelik çalışmalar göze çarpmaktadır.
Ancak, elektrikli araç teknolojisi de bazı önemli sorunlarla karşı karşıyadır.
Bunları yüksek maliyet, sınırlı hareket mesafesi, akülerin ağırlığı ve şarj
için uzun zaman gerektirmesi şeklinde sıralayabiliriz. Bununla birlikte, bu
araçlar için gerekli elektriğin üretilmesi esnasında en azından elektrik
santrallerinin bulunduğu alanlarda çevreye zararlı emisyonların olacağı da göz
ardı edilmemelidir.
Bir başka enerji taşıyıcısı olan hidrojenin bir
çok yönüyle ekolojik açıdan avantajlı olduğunu rahatlıkla.söyleyebiliriz.
Hidrojenin çok geniş aralıklarda hava ile yakılması sonucu (yüksek yakıt/hava
oranlan hariç) egsoz emisyonu olarak sadece su buharı
çıkmaktadır. İkincil bir enerji kaynağı durumunda olan hidrojenin değişik ve
yenilenebilir birincil enerji kaynaklan ile elde edilebilir olması; bu yakıt
türünü geleceğin en önemli enerji taşıyıcısı durumuna sokacağı kabul
edilmektedir.
Bu gün için egsoz
emisyonları üç yollu katalitik konvertörler sayesinde
düşürülmektedir. Emisyon problemine alternatif ve daha temel bir yaklaşım
motordaki yanma işleminin zayıf karışım kullanılarak düzenlenmesi şeklinde
olabilir. Zayıf yanma koşullarındaki en önemli avantaj NOx
ve CO emisyonlarının azalmasıdır. Ancak, bu durum eksik yanma nedeniyle
hidrokarbon emisyonunun artmasına ve motor performansının ise düşmesine sebep
olmaktadır (Jamal ve Wyszynski
1994). Bu nedenle, motorun zayıf yanma koşullarında, sadece fosil yakıt
kullanarak NOx emisyonlarını düşürmek mümkün
olmamaktadır. Bu sorun, hidrojen ve benzin gibi yakıt karışımları sayesinde
aşılabilir. Hidrojenin diğer alternatif yakıtlarla birlikte kullanılması ise bu
yakıt türünün enerji sisteminde yaygın kullanımına bir başlangıç teşkil
edecektir (Cannon 1995).
Emisyon değeri erindeki azalmanın ilave edilen
hidrojen miktarından fazla olması bu konuya olan ilgiyi daha da artırmaktadır.
Ayrıca, hidrojenin saf olarak İ.YM. larda kullanımı
yerine, hidrokarbon yakıtla birlikte kullanımı sonucunda daha verimli sonuçlara
ulaşılmaktadır (Hydrogen Consultant
Inc. 1995). İlave edilen hidrojen ile yakıtın zayıf
yakıt/hava karışımında yanma sının aşağıya çekilebilmekte ve gerekli alev hızı
korunabilmektedir. Böylelikle az miktardaki hidrojenle birlikte esas yakıt daha
verimli kullanılabilecektir.
Genel olarak hidrojenin fosil yakıtla birlikte
kullanılmasının etkilerini şu şekilde toplayabiliriz:
• Yakıt/ hava karışım sının düşürülmesi sonucu NOx ve CO emisyonlarının azalması ve termal verimliliğin
artması
• Çevrimler arasındaki basınç farklılıklarının
azalması
• Maksimum güçte azalma
• Karışımın alev hızının artması
Hidrojenin araçlarda kullanımını engelleyen
başlıca sorun, hidrojenin depolanması ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan
yüksek maliyet, ağırlık ve/ oluşturduğu potansiyel tehlikedir. Depolama
sorununu çözmenin bir yolu da hidrojenin çeşitli yöntemlerle araç üzerinde
kısmen de olsa üretilmesi şeklinde belirlenebilir.
Hidrojen araç üzerinde, hidrokarbon yakıtın
buhar yapılandırması ve kısmi oksidasyon gibi yöntemler kullanılarak yeniden
yapılandırması (reforming) ile; Al, Si gibi alkali
elementlerle suyun termokimyasal reaksiyonu ile; fosil yakıtın parçalanarak (craking) ayrıştırılmasıyla ve araç üzerinde elde edilen
elektrik enerjisi sayesinde hidrokarbon yakıtın plasmatron
sisteminde işlenmesi veya suyun elektrolizi ile üretilebilmektedir.
Geleneksel araçların emisyonlarını azaltmak ve
yakıt tasarrufu sağlayabilmek amacıyla hidrojenin araç üzerinde özellikle
taşıtın enerji kayıplarından yararlanarak üretilmesi geleceğin yakıtı kabul
edilen hidrojenin hayata geçirilmesinde ilk aşama sayılmaktadır.
Hidrojen, tutuşma sınırları ve alev hızı
özellikleri ile hidrokarbon yakıtlardan daha avantajlıdır (Soruşbay
ve Arslan 1989).Hidrojenin yaygın ve fosil yakıtlara nazaran daha ucuz üretimi için
araştırmalara devam edilmektedir. Bu nedenle araştırmalar, hidrojenin fotobiyolojik, fotoelektrokimyasal
ve termokimyasal gibi yenilenebilir enerji kaynaklan ile üretilmesi üzerinde
odaklanmaktadır (U.S.DOE 1995).
Aslında hidrojenin uygulanabilirliğini engelleyen
en önemli konu hidrojenin depolamasıdır. Bugünün depolama yöntemleri (metal-hidrit, gaz ve sıvı halde) çok pahalı, ağır ve çeşitli
uygulamaların ihtiyaç duyduğu performansları karşılamamaktadır (U.S.DOE 1995).
Hidrojenin günümüzdeki motorlarda bazı
düzenlemeler yapılarak esas yakıt olarak kullanılması da mümkündür. Ancak motor
hidrojenle çalışırken erken tutuşma ve geri yanma gibi hidrojenin özelliğine
has bazı problemlerle karşılaşılmaktadır (Jorach ve
ark. 1997). Bu durumu önlemek için geliştirilen çözümler vardır; fakat bu
çözümler sisteminin karmaşık hale gelmesine ve maliyetin artmasına neden
olmaktadır.
Hidrojenin araç üzerinde üretilmesi ve fosil
yakıta ilave olarak motorda kullanılması durumunda ise, sadece hidrojenin ana yakıt
olarak kullanılmasında karşılaşılan depolama ve silindire gönderme zorluğu gibi
sorunlar büyük ölçüde giderilebilmektedir.
Hidrojenin araç üzerinde üretim yöntemlerinden
biri olan plastmatron sistemi ile benzin, mazot ve
diğer yakıtlardan etkili bir şekilde hidrojence zengin gaz elde edilebilir. Plastmatron, iyonize gazların elektriksel ısıtılması ve
böylece hidrokarbon yakıtın işlenmesini sağlamaktadır. Elde edilen hidrojence
zengin gaz motorda köklü değişiklik gerektirmeden kullanılabilmektedir (Rabinovich ve ark. 1994).
Parçalama (craking)
yolu ile kimyasal yapısı basit ve kolay ayrışabilir durumdaki yakıt türleri
(metan, metanol gibi) katalizör yardımıyla
ayrıştırılarak yine araç üzerinde hidrojence zengin gaz elde edilebilmektedir. Hydrogen Consultant Inc.(l995) tarafından bu konuda yapılan çalışmalar
esnasında elde edilen hidrojence zengin gaz karışımı motorda başarı ile
kullanılmıştır.
Egzoz gazı reformasyonu
tekniğinde ise yakıt, egzoz manifoldundan motoru terk eden sıcak gazlarla
katalitik olarak bir araya getirilerek yeniden yapılandırılmaktadır. Bu şekilde
üretilen hidrojen, CO ve nitrojenden oluşan gaz karışımı ile emisyon
değerlerini düşürecek zayıf yanma ortamı ve esas yakıttan daha fazla olan motor
termal verimi sağlanmaktadır (Wyszynski ve ark.
1994).
Hidrojen üretilmesi için gerekli olan birincil
enerji kaynaklarına yeni bir yaklaşım getirilerek, termal santral atıkları
alüminyum ve magnezyum sanayinin yan ürünlerini Ga, Pb, Mg gibi aktivatörlerle
birlikte suyla termokimyasal reaksiyona sokarak hidrojen elde edilebilmektedir.
Bunun için St. Petersburg'da
Kolbenev tarafından geliştirilen hidrojen jeneratörü
ile araç üzerinde hidrojenin eldesi sağlanarak
benzinli ve dizel motorlarda kullanımı başarı ile uygulanmıştır (Kolbenev 1991).
Diğer yöntemlerin haricinde araçta üretilen
elektrik enerjisi kullanılarak suyun elektrolizi yolu ile de taşıt üzerinde
hidrojen üretimi söz konusudur. Gerekli elektrik enerjisi motora bağlı bir
alternatörden sağlanabileceği gibi, çoğunlukla elektrikli veya hibrit araçlarda kullanılan rejeneratif
frenleme ile de sağlanabilir(Russell 1992, Uğurlubilek 1996). Frenleme ile geri kazanılacak enerjinin
azımsanmayacak ölçülerde olduğu hem elektrikli, hem de fosil yakıtlı taşıtlar
üzerinde yapılan testler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Uygulanacak olan
elektroliz tekniği ile elde edilen hidrojenin, esas yakıtta % 3-4 ilave
edilmesi ve buna paralel olarak emisyon değerlerinde azalma sağlanabilmesi
mümkün görülmektedir (Sfınteanu 1992).
"Hidrojenin taşıt üzerinde üretilmesi ve
petrol kökenli yakıtla birlikle kullanımının incelenmesi” olarak belirlenen tez
konusu ile; yukarıda önemi ve
sebepleri çizilen hidrojenin araç üzerinde
üretiminde geliştirilen farklı metotlar üzerinde durulacak, yeni bir çözüm yolu
olarak "Rejeneratif frenleme ile araç üzerinde
hidrojen üretimi" yöntemi detayı ile ele alınacaktır.
Sonuç olarak, bu tez çalışması ile taşıt
üzerinde hidrojen üretiminin uygulanabilirliği, yakıt tasarrufuna ve emisyon
oranlarını azaltmaya olan katkısı değerlendirilecektir.
2. ALTERNATİF YAKIT OLARAK HİDROJEN
2.1 Hidrojen Hakkında Genel Bilgiler
1766'da CAVENDISH "alev alan hava"
adını verdiği değişik bir maddeden söz eden bir makale yayınlamıştır. Ama bu
maddenin niteliğini, 1783'te suyun bileşimini bulan LAVOISIER ortaya çıkardı ve
söz konusu maddeye "Hidrojenyum" adını verdi.
Kokusuz, renksiz, tatsız ve saydam bir yapıya
sahip olan hidrojen doğadaki en hafif elementtir. Bir litresi O °C 'de ve l
atmosfer basınç altında 0.0898 gram gelir. tL
biçiminde iki atomlu moleküller oluşturur. Bu renksiz kokusuz gaz, hava yada
oksijen içinde kolayca parlar, patlayarak yanar ve su oluşturur. Çok kolay
tepkimeye girdiğinden başka elementlerle birleşmiş halde bulunur. Su, kaya,
petrol gibi ortamların ve bütün bitkisel, hayvansal yaşamın temelini oluşturan
bir çok organik bileşenin içinde de bulunur. Havanın içinde az miktarda arı
halde hidrojen vardır (Hacim olarak havanın %0.00005'i). Güneş dahil bütün
yıldızlar da, çok büyük miktarlarda hidrojen içerir.
Hidrojen, doğal gazdan buhar re formasyonu
yöntemiyle endüstriyel ihtiyaçlar için üretilebilmektedir. Bu işlemde ısı
enerjisi doğal gazın karbon bileşiminden hidrojenin ayrılmasında kullanılır.
Hidrojen, petrol rafinerizasyonunun yan ürünü ve
kimyasal üretim metotları ile de üretilir. Zamanımızda suyun elektrolizinden
sınırlı miktarda üretilmektedir. Bu oldukça pahalı bir işlemdir ve uzay
programın da ihtiyaç duyulan saf hidrojenin temini ile sınırlıdır.
Amerika Birleşik Devletlerinin 1993'deki yıllık hidrojen
üretimi yaklaşık 5 Milyar m3'tür (178 milyar ft3). Ana
kullanım alanları amonyak üretimi ve rafinerizasyon
işlemi esnasında petrolde sülfürün ayrıştırılmasıdır. Hidrojen daha çok günlük
1.5 milyon m3 (50 Milyon ft3) üretim seviyelerinden daha
fazla kullanılacağı yerde üretilir. Hidrojen, kimyasal işlemlerde, gıda hidrojenasyonunda, çelik ve cam imalatında ve elektronik
alanlarında küçük miktarda kullanılır ve bu tür uygulamalar için sıkıştırılmış
gaz yada sıvı olarak kamyonlar ile dağıtılır.
Şekil: Hidrojen çevrimi
Dünya nüfusundaki ve uygarlık düzeyindeki
artışlarla birlikte toplam enerji gereksiniminin artmasına karşın, günümüzde
kullanılmakta olan enerji kaynaklarının hızla tükenmekte olması alternatif
enerji kaynaklarına olan gereksinimi zorunlu kılmaktadır. Petrol krizinin ve
çevre sorunlarının etkisi altında yakın gelecekte içten yanmalı motorlarda
kullanılan benzin, mazot gibi petrol kökenli konvansiyonel
yakıtlarında yerini alacak alternatif yakıtların bulunması gerekmektedir.
İçten yanmalı motorlarda kullanılan diğer
yakıtlarla karşılaştırıldığında sıvı hidrojen hidrokarbonlara oranla 10 kez
daha hafif, gaz halinde ise metan gazından yine 10 kere daha hafif olduğu
görülmektedir. Çizelge 2. l'de İ.Y.M.'da kullanılan çeşitli yakıtların özellikleri
karşılaştırmalı olarak verilmiş8tir (Soruşbay ve Arslan 1988).
Hidrojenin yakıt olarak kullanılmasında yarar
sağlayacak en önemli özelliklerinden biri farklı hava/hidrokarbon karışım
oranları için hava fazlalık katsayısının 0.3- 1.7 değerleri arasında tutuşma
sağlanabilmekte iken, hidrojen, için bu sınır 0.15-4.35 değerlerine
ulaşmaktadır. Hidrojen-hava karışımlarını ateşlemek için gerekli enerji miktarı
da diğer yakıtlara oranla çok düşüktür. Bu durum tutuşma garantisi sağlaması
açısından Otto ilkesi ile çalışan motorlar da avantaj sağlamakla birlikte erken
tutuşma ve geri yanma gibi sorunları da beraberinde getirmektedir.
Çizelge 2.1 Çeşitli motor yakıtlarının fiziksel
ve kimyasal özellikleri (Soruşbay ve Arslan 1988).
Hidrojenin kendi kendine tutuşma sıcaklığın oldukça yüksek olması
ve (1 Atm) basınçta 847-867 K) ve oktan sayısının
yüksek olması, hidrojenin Dizel motorlardan çok Otto ilkesi ile çalışan
motorlar için daha uygun bir yakıt olacağını göstermektedir. Dizel motorlarda
hidrojen tek başına veya mazotla birlikte kullanımının gerçekleştirildiği
örneklerde bulunmaktadır.
Hidrojenin yanması sonucu elde edilen alev hızı da oldukça
yüksektir. Bu değer stokiometrik karışımlar için
benzin-hava karışımlarındaki alev hızının yaklaşık 4 katı düzeyindedir.
Hidrojen diğer mevcut İ.Y.M. yakıtlarından çok yüksek ısıl değerlere
sahiptir(Alt ısıl değer 119.9 MJ/kg, üst ısıl değer 141.86 MJ/kg). Ancak
hacimsel olarak ele alındığında hidrojenin ısıl değerinin öteki yakıtlardan çok
daha düşük olduğu görülecektir. Bu durum bazı çözümler sağlanmaması halinde
motorun maksimum gücü açısından eşdeğer özellikteki benzin motorlarına göre
bazı kısıtlamalar getirecektir. Hidrojenin difuzyon
katsayısı da öteki yakıtlardan daha fazladır. Ayrıca gaz halindeki hidrojen;
kağıt, kumaş, kauçuk v.b. malzemelerden ve platin, demir, çelik gibi bazı
metallerden difuzyon yolu ile geçebilmektedir.
Hidrojenin bu özelliği depolanmasında bazı sorunlar oluşturmaktadır.
2.2 Hidrojenin Diğer Yakıtlarla Karşılaştırılması
Ulaşımda kullanılan enerji türlerinde hızlı bir değişim çağı
yaşanıyor. Hidrojen Yakıt Pili ile çalışan yeni taşıtlar geleceğin farklı yolcu
taşımacılığı hakkında köklü bakış sunmaktadır. Çünkü, geleceğin yakıtı
yenilebilir ve çevre kirliliğinden bağımsız olarak çalışabilendir.
Batarya ile çalışan elektrikli otomobiller gibi diğer yakıt ve
otomobil teknolojileri yanında hidrojenle çalışan taşıtlar ulaşım yakıtı olarak
kullanılan petrolün alternatifidir. Bu alternatif çevre ve enerji problemlerine
çözümler sunmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarından hidrojen fazla
miktarda üretilebilir olması ve kirliliğin çok az olması sebebi ile gelecek
için desteklenebilecek bir yakıttır.
Dünya insanlık tarihi, ikinci büyük enerji geçişinin
ortasındadır. Birinci geçiş ağaç kaynaklarından
kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil kökenli yakıtlara olmuştur. Bu yakıtlar
150 yıl boyunca enerji üretiminde kütlesel bir artış sağlamıştır. Böylece çok
büyük gelişmeler kısa bir süreye sığdırılmıştır. İkinci enerji dönüşümü karbonu
daha az, hidrojeni daha fazla içeren temiz, nükleer enerjiden daha güvenli ve
yenilenebilir enerji kaynaklarına uygun geçişi
sağlayıcı olarak göze çarpmaktadır. (Şekil 2.2) (Cannon
1995).
Ulaşım sektöründe hidrojen, kullanılabilecek enerji taşıyıcısı
olarak görülmektedir. Bugün dünyadaki enerji ve çevre problemlerinde belirgin
olanları bu alandadır. Özellikle kent alanlarında otomobil egzoz emisyonları
hava kirliliğinin en büyük kaynağıdır. Hidrojen yenilenebilir enerji kaynaklan
kullanılarak üretilebilir. Örneğin güneş enerjisi ile sudan hidrojen elde
edilebilir. Üretilen hidrojen bir İ.Y.M. da yakılabilir yada yakıt pillerinden
üretilebilecek elektrik, elektrikli taşıtları çalıştırabilir. Her iki yöntemde
de yanma ürünü olarak su açığa çıkar. Açığa çıkan bu ürün tekrar
kullanılabilir. Hidrojenin üretiminde kullanılan bazı önemli enerji dönüşüm
türleri EK A l-4'de sunulmuştur (Hydrogen Program
Plan 1992).
Şekil 2.2 Enerji kaynaklarının evrimi
Hidrojen teknolojisi bir kaç yıl sonra kullanılabilir duruma
gelecektir. Doğal gaz bu sürecin daha kısa ve kolay olmasını sağlayabilir.
Hidrojen; doğal gaz, petrol ve diğer enerji taşıyıcılarına oranla daha
kullanışlıdır. Doğal gaz benzine oranla karbon monoksit ve toksik
hava kirleticilerinde %95, hidrokarbon emisyonunda %80, azot oksit emisyonunda
%30'luk bir azalma sağlar. Böylece küresel iklim değişimlerini azaltıcı
özelliktedir. Hidrojen ve doğal gaz ortak yönlere sahiptir (Hydrogen
program plan 1992).
• Doğal gaz ve hidrojen İ.Y.M.'da
kullanılabilir.
• Hidrojen doğalgazla birlikte temiz kullanım imkanı sağlayabilir.
• Her ikisinde de benzer depolama ve doldurma teknolojileri
kullanılabilir.
• Doğal gazdan hidrojen üretimi yapılabilir.
Bu noktalar göz önüne alındığında doğal gaza geçiş
konusundaki yatırımlar, hidrojenin de kullanılmasında esas olacak şekilde
yapılabilir.
Hidrojen yenilenebilir enerji kaynaklarının taşıyıcısı olarak
kullanılırken;
• Güneşin ısıl gücü kullanılarak doğrudan olarak
üretilebilir,
• Isıya hassas fotovoltaik
hücreler kullanılarak üretilebilir,
• Rüzgardan elde edilecek elektrik kullanılarak
üretilebilir,
• Hidrolik güçten elde edilecek elektrik
kullanılarak üretilebilir,
• Bio-kütlelerdeki
enerjiyi serbest hale getirerek hidrojen elde edilebilir.
Hidrojen, üretim, dağıtım, kullanım ve güvenlik
bakımından benzinle karşılaştırıldığında bazı avantajlara sahiptir. Öncelikle
temizdir, yenilenebilir şekilde üretilebilir, sağlıklıdır. Güvenlik açısından
da tehlikeli olduğu düşünülüyorsa da uzay çalışmalarından elde edilen
tecrübelerle böyle olmadığı anlaşılmıştır. Fakat gerçek dünya şartlarında
hidrojenin araçlarda kullanılması halinde karakteristiğinin net olarak
belirlenmesine ihtiyaç vardır. Böylece teknolojik çözümler geliştirilebilir.
Hidrojenin kullanımının amacı olan çevre
sorunları ve enerji problemlerinin çözümünde önemli olan konu hidrojenin
üretim, dağıtım, kullanımında seçilecek olan yöntem ve teknolojilerdir.
Hidrojenin üretimi göz önüne alındığında; elektroliz, elektrik üretimindeki
maliyetlerin yüksek olması sebebi ile yeterince uygun değildir. Ayrıca elektrik
üretimindeki yöntem de önemlidir. Amaç hava kirliliğinin azaltılması iken
termik santralların kullanılması, güvenilir
olmasından bahsederken nükleer enerjiden elektrik üretimi uygun değildir. Kömür
ve doğal gazdan hidrojen üretiminde ise emisyon faktörlerinin etkileri az olsa
da önemini koruyacaktır. Bu etkilerin minimizasyonu
için fotovoltaik piller, doğrudan güneş enerjisi, bio-kütle gibi üretim yöntemleri kullanılabilir.
Hidrojen, rakip yakıtlarla karşılaştırıldığında
uygun seçenekler sunmaktadır. Hidrojen - yakıt pili -elektrik motoru sistemi
örnek olarak alınırsa; fosil yakıttan kullanan İ.Y.M.'lara
göre enerji verimliliğinin yaklaşık 2.5 katının temini mümkündür. Benzer olarak
yakıt pili sistemi ile elektrik üretimi fosil yakıt kullanan türbin motorların
2 katı verimlilik elde edilebilir.
2.3 Hidrojenin Geleceği
Dünyada birincil enerji kaynağı olarak kömür,
doğal gaz ve petrol gibi fosil kökenli yakıtlar, elektrik üreten nükleer güç santrallarında kullanılan uranyum, güneş, rüzgar, bio-kütle, jeotermal ve hidroelektrik güç kaynaklan enerji ihtiyacının
karşılanmasında paya sahiptir. Bu birincil kaynaklar enerji temininde doğrudan
kullanılabilir. Fakat çoğunlukla hizmete sunulması ve üretim için ihtiyaç olan
yerlere ulaştırılması için elektrik gibi bir enerji taşıyıcısına dönüştürülerek
kullanılır. Hidrojen, geleceğe yönelik olarak kurulacak enerji sisteminde
kullanılacak potansiyele sahip bir enerji taşıyıcısıdır. Hidrojen ve elektriğin
ortak kullanımı için sistemler geliştirilecektir. Bu yakıtın enerji taşıyıcısı
olarak enerji ekonomisine entegrasyonu pratik ve uygulanabilir, yenilenebilir
enerji kaynaklarının geliştirilmesine bağlıdır. Bu gelişmeler ile hidrojen, ev
ve ofis ısıtmada, elektrik üretiminde, endüstriyel işlemlerde, kara ve hava
ulaşımında kullanılacak şekilde depolanacak ve nakledilecektir.
Hidrojen, fosil yakıtlara olan bağlılığı ortadan
kaldırılarak kirliliğin önlenmesini sağlayabilir. Bu amaçla ülkeler engellerin
aşılması için gereken teknolojilere ulaşabilmek için belli programlar
oluşturarak bu yönde araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmaktadırlar.
Hidrojen ilk etapta fosil yakıtlara ek olarak kullanılabilir. Hidrojen, petrol,
etan, metan, doğal gazla birlikte İ.Y.M.'da yakıt olarak birleştirilebilir. Böylece kirliliği
azaltıp performans da artırılabilir. Örnek olarak benzin-hava karışımına % 5
hidrojen ilavesi azotoksit emisyonunu % 30-40
azaltabilir, ikinci etapta emisyonu sıfıra indirecek hidrojen-yakıt piline sahip
taşıtların geliştirilmesiyle ulaşımda doğrudan hidrojene geçilecek
ve bu yaygınlaşacaktır. Üçüncü etapta ise ısıtmada, endüstride, ulaşımda ve
evsel kullanımda tamamen hidrojene dayalı bir enerji sistemi geliştirilecektir.
Geleceğe yönelik olarak yapılan programlar
hidrojenin üretimi, depolanması, dağıtımı ve kullanımı olmak üzere dört grupta
toplanmıştır. Üretim alanında çeşitli yöntemler üzerinde eşgüdümlü olarak
çalışılmaktadır. Bu yöntemler, elektroliz, fotokonversiyon,
gazifikasyon, ileri ayrıştırma (pyrolosis)
vb.'dir. Bu çalışmalarda amaç uygun maliyetlerin ve
teknolojilerin . bulunması ve uygulanmasıdır.
Depolama alanında; karşılaştırılabilir maliyete
sahip, güvenilir, taşınabilir veya sabit olarak kullanılabilecek, yüksek
hacimsel ve kütlesel yoğunluğa sahip, hidrojen maliyetinin %50'sinden düşük
maliyete sahip sistemlerin geliştirilmesidir.
Bu amaçla, gaz ve sıvı depolama sistemleri, katı
gaz absorbsiyonu, metal hidrit
sistemi gibi yöntemler üzerinde araştırmalar yapılmaktadır.
Dağıtım alanında; ihtiyaç duyulan yerlere
zamanında düşük maliyette ve uygun teknolojiler kullanılarak ulaştırılması
amaçlanmaktadır. Bunun içinde öncelikle doğal gaz için fakat hidrojenin
iletilmesinde de kullanılabilecek dağıtım ağının ve taşıt üstündeki nakliye
için kullanılacak sistemlerin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Bir diğer
alternatif olarak bağımsız hidrojen üretiminde kullanılacak yenilenebilir
enerji kaynaklarının geliştirilmesidir. Bu alternatifte hidrojen doğrudan
doğruya kullanılabileceği yerde üretilecek ve kullanılacaktır.
Kullanım alanında; hidrojenin diğer yakıtlarla
birlikte veya tek başına İ.Y.M.'da kullanılarak
kirliliğin azaltılması, petrol kaynaklarına olan bağlılığı azaltarak emisyonu
sıfıra düşürecek yakıt pilleri ile taşıtların çalıştırılması, endüstriyel
işlemler ve ısıtma gibi kullanım alanlarında uygun teknolojilerin
geliştirilmesi ve uygulanmasıdır.
2.4 Hidrojenin Üretimi
Bugün hidrojenin üretimi için birçok yöntem
mevcuttur. Bunlardan en çok kullanılan yöntem doğal gazın buhar reformasyonudur. Ancak uygulamalarda ihtiyaç duyulan saf
hidrojen için göreceli olarak pahalı bir teknik olan, elektroliz
kullanılmaktadır (Elam 1996)
Hidrojenin geleceğin yakıtı olması için ileri
teknolojiler kullanılarak fosil yakıtlarla maliyet bakımından rekabet edebilecek
yenilenebilen enerji kaynaklan ile hidrojen üretimi geliştirilmektedir.
Üzerinde çalışılan teknolojiler genel olarak üç kategoriye ayrılabilir.
1. Fotobiyolojik
hidrojen üretimi
2. Fotoelektro
kimyasal hidrojen üretimi
3. Termokimyasal hidrojen üretimi
Bunların dışında da daha önceden geliştirilen
diğer yöntemlerde mevcuttur.
Bunlar:
4. Elektroliz
5. Buhar yapılandırması (Steam
reforming)
1. Fotobiyolojik hidrojen
üretimi: Çoğu fotobiyolojık
sistemde, hidrojen üretimi için kullanılan bakteriler ve yeşil yosunlar,
klorofil aracılığı ile güneş ışığını absorbe eder ve
enzimler sayesinde hidrojenin ayrılması sağlanır. Fotobiyolojik
üretim teknolojisi uzun vadede hidrojen üretimi için oldukça ümit vericidir.
Ancak iki önemli sınırlama mevcuttur. Birincisi; göreceli olarak düşük solar
dönüşüm verimliliğine sahip olmasıdır. Güneş enerjisinin ancak % 5-6'sı
hidrojen enerjisine dönüştürülebilir. İkincisi; suda hidrojeni ayıran enzimlerin hemen hemen
tümü suyun ayrışmasının sonucu diğer ürün olan oksijeninde açığa çıkmasını
sağladığından, hidrojenin saf olarak üretilmesine engel olmaktadır(Rossmeiss 1995).
2. Fotoelektrokimyasal
hidrojen üretimi: Fotoelektrokimyasal işlem optik enerjinin kimyasal
enerjiye dönüştürülebilmesi için bir fotoelektrokimyasal
pil ve yarı iletken elektrotlar kullanılır. Fotoelektrokimyasal
sistemin başlıca iki tipi vardır; biri yan iletken kullanım, diğeri erimiş
metal karışımlarının kullanımıdır.
Birinci tipte yan iletken bir yüzey suyun
ayrıştırılması için hem solar enerjiyi absorbe etmek
hem de bir elektrot gibi davranacak şekilde kullanılır. Bu teknoloji ile enerji
dönüşüm verimliliği 1974'te % l'den daha az iken
bugün % 8'in üstüne yükselmesine rağmen hala gelişmesinin ilk aşamalarındadır.
Hatta daha yüksek verimlilik, kimyasal reaksiyonun süresinin azaltılmasına
yardımcı olacak bir dış elektrik şarjı ile elde edilir.
Fotoelektrokimyasal
sistemin ikinci tipi r katalizör olarak erimiş metal karışımlarını kullanır.
Çözülebilir(eriyebilen) metal karışımları enerjiyi absorbe
eder ve suyun ayrıştırılmasında kullanılan bir elektrik şarjı oluşturur.
Araştırmacılar suyu ayrıştırmada ve hidrojen üretimini daha verimli yapacak
katalizörün saptanmasına odaklanmıştır. Bu metot günümüzde yarı iletken
işleminden daha az gelişmiştir.
3. Hidrojenin termokimyasal yöntemle üretilmesi: Kömür,
şehir katı atıkları ve bio-kütlelerin ısısından
yararlanarak hidrojen içeren çeşitli gazlar üretilir. Gazların bileşimi
depolama tipine, oksijenin mevcudiyetine, reaksiyon sıcaklığına ve diğer
parametrelere bağlıdır. Üretilen gazdaki hidrojen, gaz karışımı içinde çok
küçük yüzdelerde dolaşmaktadır.
Yenilenebilir hidrojen araştırmaları, bugün bir
yakıt yada kimyasal gaz depolamada kullanmak için bio-kütleden
orta ısıl değerde gazlara odaklanmıştır. Bio kütlenin
gazifikasyonu için, ya
çöpler yada depolayıcı kabul edebilecek bir enerji kaynağı olarak özel olarak
yetiştirilen otlar ve ağaçlar kullanılır.
Diğer bir termokimyasal üretim teknolojisi de
suyun doğrudan oksijenle hidrojene ayrıştırılmasını sağlayan kapalı çevrimli
termokimyasal yöntemdir. Bu teknoloji diğer yöntemlere göre daha ayrıntılıdır.
Verimi daha yüksektir. Termokimyasal işlem kısaca geliştirilen çeşitli
bileşiklerin suyla doğrudan reaksiyon sonucu hidrojen ve oksijenin açığa
çıkartılmasıdır. İşlem iki aşamada gerçekleşir; ilk aşamada bileşik suyla
reaksiyona girer ve hidrojen açığa çıkar, ikinci aşamada ilk aşamada elde
edilen bileşikler yüksek sıcaklıklarda ayrıştırıldığında ise ilk bileşik ve
oksijen gazı elde edilir (Kolbenev 1992). Bu işlem;
H2O + X à XO + H2
XO + ısı à X +
1/2 O2 şeklindedir. Burada "X" Al, Fe
gibi su ile reaksiyona giren elementi ifade etmektedir.
4. Hidrojenin elektrolizle üretilmesi: Elektroliz, hidrolik, rüzgar, jeotermal güneş yada nükleer enerji ile üretilen elektrik
enerjisi ile sudan hidrojen üretilmesinde kullanılmaktadır. Elektrolizle
hidrojen üretebilmek için önce elektrik üretim aşamalarına ihtiyaç vardır. Bu
aşamalar sonunda orijinal enerjinin yaklaşık yansı kaybedilir, buna rağmen bu
işlem günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Suyun elektrolizi elektrotlar
aracılığı ile sudan doğru akım elektriğin geçirilmesiyle yapılır. Su gerçekten
iletken olmadığı için KOH gibi elektrolitler ilave edilir (Üneri
1978).
Elektroliz işleminin verimliliğini yükseltmek
için yeni elektrot malzemeleri üzerinde çalışılmaktadır. Kullanılan
elektrolitik hücreler oldukça az bakıma ihtiyaç duyar ve yirmibeş
yıldan fazla ömürleri vardır. Bu nedenle hidrojen üretmek için güneş enerjisi
ve rüzgar jeneratörleri ile şehirden uzak yerlere uyarlanması mümkündür. Bu
sistem 1000 M W in üzerindeki elektrik enerjisi kapasiteli elektroliz
fabrikalarında kullanımı planlanmaktadır. Bu tesislerin her birinde yılda
yaklaşık 150.000 Ton hidrojen üretme kapasitesine sahip olacaktır (Yalçın ve
ark. 1993).
5. Buhar yapılandırması ile hidrojen üretimi (Steam reforming): Araçta
kullanılacak hidrojenin depolanmasında karşılaşılan zorluklar nedeniyle
hidrojen yakıtlı araçların yakıt donanımları ile ilgili çeşitli metotların
gelişmesine yol açmıştır. Bu konuda, iki temel fikrin öne çıktığım görmekteyiz.
• Doğal gaz, metanol,
etanol gibi diğer alternatif yakıtların depolanarak, araç üzerinde yeniden
yapılandırılmasıyla hidrojen üretimi.
• Sabit merkezlerden temin edilecek hidrojenin
araç üzerinde depolanması. Hidrojen üretim yöntemlerinden biri olan yeniden
yapılandırma (reforming) için üç değişik yöntem
uygulanabilir.
1) Katalitik buhar yapılandırma (SR)
2) Non-katalitik kısmı
oksidasyon (POX)
3) Katalitik kısmi oksidasyon (veya ototermal yapılandırma) (ATR)
Yapılandım sistemlerinin verimi önemli oranda
sistemin işletme sıcaklığına ve basıncına bağlıdır. Yapılandırma sisteminin
sıcaklığı da kullanılacak yakıtın cinsine ve sistemin teknolojisine göre
değişir.
Buna göre, buhar yapılandırma sistemi (SR)
diğerlerine nazaran daha düşük sıcaklıklarda çalışabilmektedir. Yeniden
yapılandırma ile hidrojen üretiminde birçok hidrokarbon, yakıt olarak
kullanılabilir. Bunların içinde öne çıkan yakıt türleri ise metan, metanol ve etanoldur. Bununla birlikte kullanılan yakıt olarak,
metanol en düşük, metan biraz yüksek, etanol en
yüksek yapılandırma sıcaklıklarına ihtiyaç duyarlar. Sonuç olarak metanol yakıt olarak yeniden yapılandırılması durumunda en
verimli hidrojen üretimini sağlar(Arthur 1994).
Yapılandırma yöntemleri hakkında aşağıda ayrıntılı bilgiler sunulmuştur.
1)
Katalitik buhar yapılandırma (SR): Hidrokarbon yakıtların buhar
yapılandırması yolu ile hidrojen ve bileşikleri üretimi kullanılan en eski ve
en çok uygulanmış yöntemdir. SR için yakıt türleri genelde nafta,
doğal gaz ve diğer hafif hidrokarbonlardır.
Bu yöntemde, hidrokarbon yakıt katalitik yolla
buharla reaksiyona girerek diğer bileşik gazlara
(Hb, CO, CO2) dönüştürülür. İşlem
endotermik olduğu için sistem için gerekli ısı yakıtın harici olarak yakılması
ile sağlanır. Sanayi uygulamalarında bu işlem 600 °C - 1000 "C'de ve 40-100 Atm. basınç
altında, nikel esaslı katalizör kullanılarak gerçekleştirilir (Arthur 1994). Ancak sülfür zehirlenmesini önlemek için
nikelin sülfür ile temasının engellenmesi veya sülfür-resistant
katalizör kullanılması gerekir. Hidrojen konsantrasyonunu artırmak için bileşik
gazın (buhar ile CO reaksiyonu sonunda H? ve CO2 elde edildiği) su
gazı değişim reaksiyonuna girmesi gerekir. Su gazı reaksiyonu ise genellikle
bir birine seri iki adyabatik değişim reaktörü
tarafından gerçekleştirilir.
Standart nikel esaslı buhar yapılandırma
katalizörleri metan ve metanol yapılandırması için
uygundurlar.
2)
Kısmi oksidasyon ile yapılandırma (POX): Kısmi oksidasyon katalizörsüz bir
işlemdir. Reaksiyon için gerekli ısı yakıtın bir kısmının oksidasyonu ile
sağlanır. Oksidasyonun miktarı oksijen ilavesinin kontrolü ile ayarlanır. POX
işlemi için hava kullanılırsa çok az miktarda amonyak üretimi de söz konusu
olur. POX işlemi genellikle ağır hidrokarbonların (Ağır nafta,
rafineri artıkları veya kömür gibi') yapılandırılmasında kullanılır.
POX, katalizör olmadığı için avantajlı olsa da katalizörlü
yapılandırma işlemlerine nazaran yüksek sıcaklıklarda (1100-1500 °C)
çalıştırılmaya ihtiyaç duyulur.
3) Ototermal yapılandırma (ATR): Ototermal yapılandırma teknolojisi, buhar yapılandırma (SR)
teknolojisinin katalizör bölümü ile kısmi oksidasyon teknolojisinin
(POX) oksidasyon bölümünün bir arada kullanılması sonucu geliştirilmiştir. Oksijen
katalizörü kullanılarak bir miktar yakıt kontrollü oksijen ilavesi ile oksidize edilir. Oksidasyon ısısı yakıtın Ha ve CO şeklinde
yapılanması için gerekli ısı ve yüksek sıcaklık ihtiyacını karşılar. ATR
işlemindeki sıcaklık POX'e göre düşük, fakat SR'e göre ise yüksek durumdadır. ATR işlemi için iki ayrı
tip katalizör kullanılır. Biri platin esaslı katalizör, diğeri ise buhar
yapılandırma işleminde olduğu gibi nikel esaslı katalizördür.
Buhar yapılandırma işleminde, buhar uygun
katalizör yardımı ile hidrokarbonla reaksiyona girerek hidrojence zengin gaz
üretimi sağlanır. SR, aynı anda bir yada birkaç reaksiyonun olabileceği
endotermik bir işlemdir. Hidrojen üretiminde buhar yapılandırma tekniği için
yüksek sıcaklık ve düşük basınç uygun görülmektedir.
Yapılandırma yöntemlerinin birbirine göre tabii
farklılıklarına ilave olarak, birçok değişik faktöründe dikkate alınması
gerekir. Bütün bu yapılandırma teknikleri hemen hemen
aynı düzenek ve aşamalara sahiptir. Bu yöntemleri birbirinden ayıran temel farklılık endotermik reaksiyonlar için gerekli
olan ısıyı sağlama teknikleridir.
Buhar yapılandırmasında (SR) ısı. harici bir ısı
kaynağı (fınn) vasıtası ile sağlanır. ATR ve POX'te ise bir miktar yakıtın oksidasyonu sayesinde olur.
Bu farklılık, ATR ve POX yöntemlerine ağırlık, hacim ve reaksiyon hızı gibi
avantajlar sağlar. Yeniden yapılandırma sisteminin dezavantajı, üretilen
ürünlerin birbirinden ayrılmasının zorluğundan dolayı hidrojen saflığının düşük
olması ve yüksek sıcaklıklara ihtiyaç göstermesidir.
2.5 Hidrojenin Depolanması
Hidrojenin üretilmesinden sonra ihtiyaç olan
yerlere ulaştırılması, kullanılması ve kullanımının azaldığı durumlarda da
hidrojenin depolanmasına ihtiyaç vardır. Genel olarak hidrojenin kullanıldığı
her yerde depolanmasına ihtiyaç vardır. Taşıtlarda hidrojenin kullanılması
durumunda depolama daha fazla önem kazanmaktadır. Bu nokta da hidrojenin
depolanmasını makro ve mikro olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
Makro düzeyde merkezi bir jeneratör, güneş hidrojen enerji sistemi, rüzgar hidrojen
enerji sistemi vb. gibi merkezi olarak üretilen hidrojenin depolanmasıdır.
Mikro düzey ise kullanım yeri (pişirme, ısınma vb.) veya hidrojen yakıtlı
taşıtlarda hidrojenin depolanmasıdır. Kullanım yerine ve yöntemine bağlı olarak
farklı tipte depolama yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Depolama
sistemlerinin maliyet verimliliği geleceğin enerji seçeneklerinden biri olan
hidrojen gazının kullanımı için en kritik faktördür.
Bu günün depolama yöntemleri çok pahalıdır ve
çeşitli uygulamaların gereksinim gösterdiği performansları karşılamamaktadır.
Yüksek enerji yoğunluğuna ve düşük ağırlığa sahip taşınabilir (araç üstü)
depolara ihtiyaç duyulmaktadır. Normal sıcaklık ve basınç şartlarında, hidrojen
çok düşük enerji yoğunluğuna (benzine göre yaklaşık 1/3300) sahiptir. Bu
sebeple depolama konusunda uzun vadede amaç, ağırlık ve hacimsel olarak
depolama yoğunluğu açısından benzinle karşılaştırılabilir teknolojilerin
gerçekleştirilmesidir. Ekonomik ve pratik hidrojen depolama sistemi kapasiteye,
depo malzemelerinin yapısal bileşenlerine toplam maliyet ve hidrojenin
emniyetli kullanımı için gerekli olan basınç ve sıcaklık şartlarına bağlıdır.
Araçta enerji depolama sistemlerinin özellikleri EK-A5-7'de yer almaktadır (Hydrogen Program Plan 1992).
2.5.1 Katı hal depolama
Katı hal depolama (gazı absorbe
eden katılar ve metal hidritler) yöntemleri güvenilir
teknolojilerdir ve fiziksel depolamaya göre birim hacime
daha fazla hidrojen depolanabilir, daha pahalı ve ağırdırlar, katı hal
depolamadaki araştırma ve geliştirmeler ticari olarak uygulanabilecek karbon ve
zeolitlerin hidrojeni absorbsiyon
ve desorbsiyon özelliklerinin belirlenmesine
odaklanmıştır. Yüksek performanslı depolama malzemelerinin geliştirilmesi için
katı hal depolamanın temel mekanizmalarının tam olarak anlaşılmasına ihtiyaç
duyulmaktadır. Belirli araştırmalar planlanmakta ve yürütülmektedir. Bunların
bazıları;
• Pratik ve teorik hidrojen depolama
kapasiteleri şarj ve deşarj oranlan, ısıl ve mekanik etkilerin oluşumu, uygun
malzemelerin belirlenmesi,
• Magnezyum esaslı hidritler
ve yüksek alanlı aktifleştirilmiş karbon gibi konvansiyonel
katı hal hidrojen depolama malzemelerinin üretilmesi için yöntemlerin
geliştirilmesi,
• Karbonun bir formu olan fulleren'lerin,
gözenekli silikon, gözenekli metal silisidler, zeolitler, dihidritler ve klasik
olmayan polihidritler, hidrojenize
amorf alaşımlar, ince film şeklinde metal hidritler,
yeni sentetik metotlar, gözenekli ve yapışız (none structure) malzemeler gibi yeni malzeme sistemlerinin
araştırılması,
• Yer altında depolamanın jeodinamiği, doğal gaz
depolama tesisatlarının uygunluğunun araştırılması ve manyetik soğutma gibi
sıvılaştırma maliyetlerini azaltacak teknolojiler hakkında çalışmalar.
2.5.2 Fiziksel depolama
Fiziksel depolama sistemleri hidrojenin .
fiziksel özelliklerinden yararlanarak yapılan depolama yöntemleridir. Hidrojen
gazının güvenilir olarak kullanılabileceği şartlar belirlenerek çeşitli
depolama sistemleri geliştirilmiştir. Genel olarak basınçlı gaz ve kriogenik sıvı olarak sınıflandırılabilir, fakat ara
uygulamalar da söz konusudur. Sıkıştırılmış gaz yada kriogenik
sıvı depolama bu günün uygulamaları için pratik olarak kullanılmaktadır.
Fakat, bugünün teknolojisi gelecekle yaygın
olarak kullanım için yeterli değildir. Araştırmalar mevcut teknolojilerin
iyileştirilmesine yönelik olarak devam etmektedir. Havacılık teknolojisi için
geliştirilen düşük ağırlıklı grafit kompozit
malzemeler hidrojen depolama içinde ümit vericidir. Bu malzemeler yüksek basınç
(41 Mpa) gereken düşük ağırlığa sahip depoların
imalatında kullanılacak potansiyele sahiptir.
2.6 Hidrojenin Kullanımı Ve Karşılaşılan
Problemler
Hidrojen kullanımı için bugünkü araştırma ve
geliştirme çabaları hidrojenin enerji ekonomisinden ilerlemesini
kolaylaştıracak teknolojilere odaklanmıştır. Bu teknolojiler yakıt pillerini,
içten yanmalı pistonlu motorları, gaz türbinlerini, evsel kullanımı, kazanları
v.b. içermektedir.
Kazanlar; hidrojen kazanları elektrik
üretiminde, endüstri ve evlerin ısıtılması için kullanılabilir. Havayla bir
yakıtın yanması azot oksit emisyonlarının üretilmesine sebep olması nedeniyle,
araştırma çabalan bu emisyonların azaltılarak hidrojenin yanmasının optimizasyonuna odaklanmıştır. Yanma sonucu ortaya çıkan azotoksit emisyonunun azaltılması için uygun maliyetli metotlar
üzerinde durulmaktadır. Bunlardan bazıları, tepe yanma sıcaklıklardaki harcanan
zamanın azaltılması ve hidrojen içeren yakıtlar hakkında ihtiyaç duyulan
akışkan yanma dinamiğinin araştırılmasıdır.
Ocaklar ve fırınlar; LPG ve doğal gaz ocakları modifikasyonlar
ile hidrojenle çalışacak şekilde dönüştürülebilirler. Fakat doğal gaza göre
daha fazla yaklaşık 3 kat, hidrojene ihtiyaç vardır. Bunun için de hidrojen
doğal gazın 3 katı bir hıza sahip olması yeterlidir.
Sıradan konvansiyonel
bir bek, doğal gazla çalışır iken 35 ppm'lik bir azot
oksit konsantrasyonu ölçülmüştür. Bek primer hava olmaksızın hidrojenle
çalıştığında ise 250 ppm'lik azot oksit açığa çıkar.
Bu konsantrasyon ev içinde çalışma için oldukça yüksektir. Problemin ortadan
kaldırılması için basit bir çözüm geliştirilmiştir. Yüksek sıcaklıklarda
paslanmaz çelik, hidrojenin yanmasında mükemmel bir katalizördür. Hidrojen
konsantrasyonu katalizör kullanarak kullanıma uygun seviyelere indirilebilir(Das 1990).
Ulaşım; içten yanmalı pistonlu ve gaz türbinli
motorlar ulaşım araçlarında hakim olan güç kaynaklarıdır. Alternatif yakıt
arayışının temel sebebi olan, çevre kirliği ve petrol rezervlerinin azalmasında
en çok etkilenecek alan da ulaşım alanıdır. Bu sebeple, hidrojenin kullanımı
konusunda üzerinde en çok araştırma geliştirme çalışmalarının yapıldığı alanda
ulaşımdır.
Hidrojenin, hava ulaşımında kullanılması
konusunda yapılan araştırmalar sonucunda pek çok avantajlara sahip olduğu
tespit edilmiştir. Kalkış esnasında bir uçak kendi ağırlığı, yükün ağırlığı ve
gideceği yer için ihtiyaç duyulan yakıtın ağırlığını kaldırması gerekmektedir.
Hidrojen birim ağırlıkta jet yakıtına göre 2.5 kat daha fazla enerji
içermektedir. Bu bir uçak için daha hafif yakıt yükü olarak açıklanabilir.
Uçaklarda hidrojenin basınçlı gaz yada kriogenik sıvı
olarak kullanımı mümkündür. Sıvı hidrojenin kullanılması durumunda daha önce de
bahsedilen avantajlar yanında, bir sistem teklifi olarak uçak yapısının
soğutulmasıdır. Süpersonik uçakların dış yüzeylerinde açığa çıkan yüksek
sıcaklıklarda gereken mukavemete sahip malzemelerden olması sebebiyle bu
uçaklarda titanyum ve diğer ağır alaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Sıvı
hidrojen kullanımı mümkün olduğunda alüminyum ve boron
gibi hafif ağırlıklı alaşımlar kullanılabilir. Böylece menzil ve yük
arttırılabilecektir (Escher 1994).
Yakıt pilleri de ulaşım araçlarında hidrojenin
kullanımı açısından diğer bir alternatif yöntemdir. Bu yöntemde yakıt pili
elektrik üretir ve üretilen elektrik, elektrik motorunu çalıştırarak aracın hareket
etmesini sağlar. Yakıt pilleri hidrojeni doğrudan olarak düşük voltajlı doğru
elektrik akımına dönüştüren cihazlardır. Pilin hareketli parçası yoktur ve
basit elektrik prensibiyle çalışır. İşlem esas olarak suyun hidrojen ve
oksijene rırminali negatif yüklenmiştir. Bu
terminaller PEM "Proton Exchange Membrane"
tipi yakıt pilinde, proton değişim plakaları ile birbirinden ayrılmıştır.
Hidrojen anotta elektronlar ve protonlara ayrılır (Pozitif Hidrojen İyonları)
protonlar membrandân katota
geçer, negatif yüklü elektronlar arkasından ayrılır. Bu harici bir devre ile
bağlandığında terminaller arasında doğru elektrik akımı oluşturur. Bu akım bir
elektrik motorunu çalıştırabilir. Şekil 2.11.
Hidrojen iyonları, elektronlar ve bu temiz
işlemin tek yan ürünü olan oksijen suyu oluşturmak için katotla birleşir. Yakıt
pilleri kirlilik üretmez ve sessizdir, çok az bakıma ihtiyaç duyar birkaç
saniyede çalıştırılabilir. Şekil 2.12. (Escher 1994).
Yakıt pilleri yakıtın enerji potansiyelinin
%75'inin üzerinde dönüştürebilecek büyüklükte bir verimlilik potansiyeline
sahiptir. Bu günün şartları altında yapımı pahalıdır ve tamamı ile pratik
olması için daha fazla teknolojik ilerlemeye ihtiyaç vardır.İçten yanmalı
motorlarda hidrojenin yakıt olarak kullanılması konusu aşağıda daha ayrıntılı
olarak incelenecektir.
Şekil 2.11. Hidrojen yakıt pili (U.S. DOE. 1995)
Şekil 2.12. Tek hücreli hidrojen hava yakıt pili (Escher 1994)
2.6.1 Hidrojenin içten yanmalı motorlarda
kullanımı
İçten yanmalı motorlarda hidrojenin kullanımı konusundaki
araştırmalar, 1900'lü yıllarda başlatılmıştır. Enerji kaynaklarının azalması
sebebi ile ortaya çıkan enerji krizleri ve çevre sorunlarının önem kazanması,
hidrojen üzerinde yapılan çalışmaları arttırmıştır. Geçtiğimiz
15-20 yılda hidrojen üzerine artan çalışmalar standart otomobillerin
dönüştürülmesi içindir. Çeşitli üniversiteler, enstitüler, araştırma
merkezleri, otomobil üreticileri ve hükümetler bu araştırmaları desteklemekte
ve pek çok projeler gerçekleştirilmektedir. Bu projelerin tümünde iki ana unsur
bulunmaktadır. Bunlar;
1. İçten yanmalı motorların hidrojenle çalışacak
şekilde dönüştürülmesi,
2. Araç üzerinde hidrojenin depolanması için
teknolojilerin geliştirilmesi.
İçten yanmalı pistonlu motorlarla çalıştırılan
taşıtların büyük bir kısmı benzin ve mazot gibi sıvı yakıtları kullanmaktadır.
Bunların yanında çok küçük bir oranda olsa da LPG, propan,
doğal gaz gibi yakıtlarla da çalışan taşıtlar vardır. Bütan, propan ve doğal gaz için kullanılan mühendislik prensipleri
hidrojen kullanımı içinde uygulanabilir. Ancak bugünün donanımı (teçhizatı),
yakıt-hava karışım oranlarındaki farklılık sebebi ile değişiklik yapılmaksızın
doğrudan hidrojen sistemine aktarılamaz. Bu yüzden hidrojen için özel
tasarımlar yapılması gerekmektedir. İçten yanmalı motorlarda hidrojeni
kullanmanın bir diğer yöntemi de motorların çift yakıtlı olarak
çalıştırılmasıdır (Kolbenev 1993).
Uygun değişiklikler ile benzin ve dizel motorlar
çift yakıtlı olarak çalışabilmektedir. Bu, çevre kirliliğinin azaltılmasına,
petrol kaynaklarının daha ekonomik kullanılmasına, fosil kökenli yakıtlardan
hidrojen enerjisine bir geçiş dönemi oluşturarak,
mevcut ekipmanların ve dağıtım şebekesinin küçük modifikasyonlarla
kullanılmasına yardımcı olacaktır.
Araştırmacılar çeşitli uygulamalar ve sistemler
üzerinde çalışmaktadırlar. Bu konu sonraki bölümlerde detaylı olarak ele
alınacaktır.
2.6.1.1 Karışım hazırlama yöntemleri
Hidrojen yakıtlı motorlarda yanma özelliklerini,
emisyon özelliklerini ve motor performansını etkileyen en önemli işlem karışım
hazırlama yöntemidir. Hidrojenin difüzyon hızının
yüksek olması, geniş yanma sınırlarına sahip olması ve yüksek devirlerde bile
homojen karışım sağlanması mümkün olduğu için çeşitli karışım hazırlama
yöntemleri geliştirilmektedir. Genel olarak:
1. Karbürasyon
2. Emme manifolduna enjeksiyon
3. Emme sübabı portuna enjeksiyon
4. Doğrudan silindire enjeksiyon
Bir gaz karbüratörü ile karbürasyon
kullanılan en eski ve basit tekniktir. Benzinli bir motorda yakıtın karışım
içindeki hacimsel oranı %1,7 civarındadır. Buna karşılık gaz halindeki
hidrojenin stokiometrik koşullarda kapladığı hacım %
30 olacağından eşdeğer motordan alınacak maksimum güç miktarı %15 dolayında bir
düşüş görülecektir. Ayrıca güç kontrolü için kullanılan gaz kelebeği sebebiyle
de kısılma kayıpları, geri yanma ve erken tutuşma problemleri de mevcuttur.
(Şekil 2.13).
Şekil 2.13 1000 cm3 hacimli bir motor
için yanma odasındaki yakıt hava karışımlarının maksimum kalorifik
değerleri
Bu problemler göz önüne alındığında istenmeyen yanma
olayları, güçteki düşüş ve kısılma kayıplarının ortadan kaldırılmasında yakıt
enjeksiyon tekniğinin önemli etkisi vardır.
Hidrojenin emme manifolduna enjeksiyonu kısılma
ile güç kontrolüne alternatif bir sistemdir. Bu metot hidrojenin tipik
özellikleri (Geniş yanma sınırları v.b.) sebebi ile avantajlıdır. Yakıt devamlı
olarak gönderilebileceği gibi emiş stroğuna bağlı
olarak kesikli gönderilebilir. Geri yanmanın önlenebilmesi için emme manifoldu,
içinde yanıcı bir karışımın devamlı olarak bulunması önlenecek şekilde
tasarlanmalıdır. Havanın yakıt dağıtımından önce silindire püskürtülmesi
çalışma açısından çok önemli iki role sahiptir. Birinci olarak soğutma etkisi
sağlayarak yüzeylerdeki mevcut ısı kaynaklarını etkisiz kılmaktadır. İkinci
olarak da silindir içersindeki yanma ürünlerinin seyreltilmesine ve
soğutulmasına yardımcı olur (Das 1990).
Karbüratörlü bir motor sisteminde egsoz ve emme subaplarımn aynı
anda açık olduğu subap bindirmesi esnasında sıcak
atık gazlar ile hava dolgusu temas eder. Bu da geri yanmaya sebep olur.
Manifolda enjeksiyon sisteminde bu tip geri yanma daha az görülür. Kesikli
püskürtme ile bu olay daha da azaltılabilir.
Bazı araştırmacılarda emme portuna
(subabın oturma yüzeyinden) enjeksiyon üzerinde
araştırmalar yapmaktadır. Böyle bir sistemde hem hava, hem de yakıt emme stroğu esnasında yanma odasına girer. Emme manifoldunda
karışma olmaz karışım yanma odasının içinde hazırlanır, geri yanmanın önüne geçilmiş olur. Motorun gücü karbüratörlü ve emme
manifoldundan beslenen bir sisteme göre artar. Aynı işlem hidrojenin ayrı bir subaptan yanma odasına gönderilmesiyle de gerçekleştirilir.
Hidrojenin yanma odasına doğrudan enjeksiyonu
önceki sistemlerinin kötü yönlerinin ortadan kaldırır. Motordan alınan gücün
artmasına yardımcı olur. Geri yanma ve erken tutuşmanın önüne geçer. Fakat
yüksek basınçlı püskürtme sistemlerine ihtiyaç duyulur. Piston üst ölü noktaya
yaklaştığında yanma odası içindeki basınçtan daha yüksek bir basınçta
püskürtmeye ihtiyaç duyulur. Bu noktada sıcaklık kontrollü depolama sistemi
kullanılarak ek basınç arttırıcı işleme gerek kalmaksızın doğrudan enjeksiyon
işlemi yapılabilir(Krepec ve ark. 1990)
Hidrojenin yanma odasına sıvı olarak
gönderilmesi de araştırılan konulardan birisidir. Bu sistemde motordan alınan
gücün artmasını sağlar. Hidrojenin sıvı yada gaz olarak silindir içine doğrudan
püskürtme sistemlerinin dezavantajı pahalı ve karmaşık mekanizmalar
gerektirmeleridir.
Hidrojenin benzin ve mazotla karışık olarak
kullanıldığı sistemlerde mevcuttur. Benzinli sistemde hidrojen - benzin - hava
karışımı yanma odasına gönderilir ve buji ile ateşleme yapılır. Güç ayarı
karışım oranlan değiştirilerek yapılır. Mazotlu sistem normal dizel motor gibi
çalışır. Yanma odasına hava-hidrojen karışımı gönderilir. Yanma mazotunun
püskürtülmesi ile yapılır.
2.6.1.2 İ.Y.M. da hidrojen kullanımında
karşılaşılan problemler
İ.Y.M. da hidrojen kullanımı ile ilgili ilk
deneylerde propan ve doğal gaz için kullanılan yakıt
- hava karışım cihazları hidrojene uygun olarak geliştirilmiş ve motor üzerinde
deneyler yapılmıştır. Hidrojen diğer yakıtlar la karıştırıldığında farklı yanma
ve ateşleme karakteristiklerine sahiptir. Başlıca karşılaşılan iki problem
şunlardır (Jorach ve ark. 1997).
Geri yanma (Back flash) problemi: Hidrojen yakıtlı motorlar üzerinde yapılan
çalışmalarda karşılaşılan problemlerin başında geri yanma ve erken tutuşma
gelmektedir. Geri yanma, yanma odasına gönderilen yakıt - hava karışımının emme
tamamlanmadan çeşitli etkenlerle tutuşması sonucu motorun emme manifoldundan geriye
doğru alevin ilerlemesidir. Emme sistemindeki elemanların tahrip olmasına yol
açabilecek ve emniyet açısından sakıncalı olan bu olayın önlenmesi
gerekmektedir.
Erken tutuşma (Preignition)
problemi: Önlenmesi gereken diğer olaylardan biri de erken tutuşmadır. Erken
tutuşma yanma odası içinde karışımın hidrojenin tutuşma enerjisinin düşük
olması sebebi ile bujide ateşleme olmadan önce tutuşmasıdır.
Genel olarak geri yanma ve erken tutuşmanın
sebepleri şunlardır:
• Yanma odasındaki sıcak noktalar
• Supap bindirmesi sırasında sıcak egzoz gazlan
ile karışımın temas etmesi
• Çok fakir karışımlarda yanma hızının düşük
olması sebebi ile yanma süresinin artması sonucu yanmakta olan gazlarla yeni
karışımın teması,
• Motor yağından ve yanma ürünü olan sıcak partiküllerin
erken tutuşmayı başlatması v.b. dir.
Geri yanma ve erken tutuşmanın önlenebilmesi
için;
A. Yanma odasının sıcaklığının düşürülmesi, bu
amaçla:
I Karışımın fakirleştirilmesi
II. Egzoz gazlarının resirkülasyonu
III. Emme manifolduna veya yanma odasına su
püskürtülmesi
IV. Supap bindirme süresinin azaltılması
V. Giriş havasının sıvı hidrojen kullanımı ile
soğutulması v.b.
B. Doğrudan
enjeksiyon sistemlerinin kullanılması
Hidrojenin içten yanmalı motorlarda kullanılmasında
bir diğer problem de yanma ürünü olan ve soğutma için püskürtülen suyun yağı
kirletmesidir. Yağdaki bu kirlenme yağlayıcılık özelliğinin azalmasına sebep
olur ve motorun çalışması açısından potansiyel bir tehlikedir. Genellikle yağ
ile suyu ayırmada kullanılan yöntem yağın suyun
kaynama noktasına kadar ısıtılmasıdır.
İçten yanmalı motorlarda ortaya çıkan kirletici
egzoz gazlan arasında genellikle azotoksitler, karbonoksitler, hidrokarbonlar v.b. bulunmaktadır. Yakıt
olarak hidrojen kullanıldığında ise yüksek yanma sıcaklıkları nedeni ile
havanın kimyasal reaksiyonu sonucu azotoksitler ve
motor yağının yanması sonucunda hidrokarbon açığa çıkar. Azotoksitlerin
büyük kısmını oluşturan azotmonoksit egsoz sisteminde veya atmosferde azotdiokside
dönüşecektir. Azotoksitler hava fazlalık katsayısının
ve karışımın sıcaklığının bir fonksiyonu olarak ortaya çıkar ve hava fazlalık
katsayısına bağlı olarak üretilen azotoksit emisyonu
Şekil 2.14'de verilmiştir.
Grafikten görüldüğü gibi zengin ve fakir karışımlarda
NOx emisyonu önemli ölçüde düşmektedir. Hidrojen
yakıtlı motorların fakir karışımlarda çalışabilmesi bu konuda avantaj
sağlamaktadır. NO\ emisyonu hava fazlalık katsayısı dışında yanma odası
sıcaklığının azaltılması yanma süresinin kısaltılması oksijen konsantrasyonunun
azaltılması ile düşürülebilir. Yani, yakıt/hava oranının azaltılması
gerekmektedir.
Şekil 2.14 Azotoksit
emisyonları (Soruşbay 1988)